YEMEK YİMEK


Merhaba sevgili okuyucum. İsmim Merve Alaz Vardarlı ve ilk defa yemek yemek ve yemek yapmak hakkında yazılarımın olacağı bloğuma hoş geldin, sefalar getirdin. Size biraz kendimden bahsedeyim müsade ederseniz. Gerçek hayatta bu kadar nezaketli davranamayan biriyim. Genelde insanlarla ilişki kurmaktan çekiniyorum. Benim gibi deli dolu birinden herkes haz etmiyor biliyorum. O yüzden İstanbul’u dolaşırken insanlara bakmaktan çekinen, dik, uzun boylu, koyu kahverengi saçlı otuzlarında ama bir türlü yirmilik yaşını üstünden atamamış birine rastlarsanız o ben olabilirim. Güzel şehrimin en düzgün yeri Moda’da oturuyorum. Styla ve Bang Bang adında iki olağan üstü tatlı kedim ve Fuat abi adındaki ressam abimle beraber bir ev paylaşıyoruz. Yemekleri genelde ben yapmaya çalışıyorum. Çünkü Fuat abiye kalsa, yemek aslında tuz, ve margarin yağ olarak yemeklerde kullanılabilecek birşey. Geçen musluk suyuyla yaptığı feci şekilde tuzlu cacığı tuvalete döktüm. Üstüne de sifonu çektim tuzdan ve İstanbul musluk suyunun iğrenç küflü tadıyla karşılaşınca. Yemek konusunda ona bir kaç şey öğretmeye çalışıyorum ve oluyor da. Tuzdan vaz geçti mesela ama margarinden bir türlü uzaklaşmıyor. Elli sekiz yaşında deli gibi atletik bir adam neden damarlarına bu kötülüğü yapar bilmiyorum. Ama yemek konusu bir yana istediğinde inanılmaz güzel resimler yapıyor, orada da hakkını vermek lazım. Aptal insanlara ve uğraşılmadan yapılan işlere ayar oluyorum. Temas etmemenin böyle şeylere en iyi taktik olduğuna inanıyorum. Adrenalin bağımlısıyım ve uzun zamandır adrenaline bağımlı olan canavarımı beslemedim. O yüzden kendimi sabote eden şeyler yaparken buluyorum. Yakalanmak veya yakalanmamakta bir adrenalin salgılatıcı nede olsa. Bir bira tutkunuyum. Türkiye’ye yurt dışından gelen bir çok bira olmasına rağmen neden daha fazla bu topraklardan çıkma bira çeşidi olmadığını sorgulamadan edemiyorum. Alkollü içeceklere yapılan vergilerden çok mustaribim. Sigara içmeden hayatımı geçiriyorum. Ciğerlere zarar veren şeyleri aptalca buluyorum. Arada ama, arkadaşımın sigarasından, bira içerken bi fırt alıyorum, o da keyif meselesi. Dirty martini en sevdiğim kokteyl. Türkiye’de bu kokteyli doğru yapan bir barmene rastlamadığımdan dolayı üzülüyorum. O yüzden votka Martini istiyorum. Önüme konulan Martini olmayan şeyin tadına bakınca, Kanyon Num num da barmene baştan sona anlatmak zorunda kaldı, sevgili arkadaşım Çağrı Martininin ne olduğunu. Bende onu dinleyip tekrar öğrendim nasıl yapıldığını. Martini bardağı buzla doldurulur soğutulur. Karıştırıcıya bir damla Vermouth dökülür karıştırıcı sallanır. İçinde kalan Vermouth atılır. Karıştırıcıya ezilmiş buz atılır ve içine votka dökülüp çalkalanır. Buz içinde soğumuş bardağın buzları dökülür. Martini bu bardağa süzülerek dökülür. Nefis! Yalnız barmen Yunus asla unutmadı bu tarifi ve her Tinder dan akşam yemeğiyle tanışmaya çağırdığım adam gelmeden, stres atmam için Martinileri dört dörtlük gözümün önünde yaptı.
Meydan Big Chef’s de içine yağlı zeytin atmışlardı. Martini’nin üzerinde yüzen yağ tabakası vardı. Oradaki garson arkadaş sağ olsun beni kulaklarını açarak dinledi. Yukarıdaki tarife göre şimdi zeytinleri yanında başka tabakta yolluyorlar. Ben yine Tinder datelerimi beklerken, hemen önden sorulmadan geliyor Martini’m kraliçe gibi hissediyorum kendimi. Ver gazı , gelen adama yazık oluyor standartlarım kraliçe seviyesinde oluyor çünkü, kim ulaşacak oraya... Aslında bugün yapmayı öğrendiğim üç omleti ve yüzüme gözüme bulaştırdığım menemeni yazacaktım. Fransız omleti yumuşacık hiç kızartmadan yumurtayı yapılıyor. Amerikan omleti bol mozarellalı, frenk soğanlı (Ki muhteşem farkli bir tat denemenizi tavsiye ederim.), cherry domates taze kekik yanına. Cavanar! Ve scrambled eggs, kremali durmadan karıştırılarak suyu çekilmeden içinede sotelenmiş kültür mantarı, üstüne ince kıyım maydanoz, at kendini aşağı! Ama gel gör ki yavrum canım gözünü sevdiğim bin kere yaptığım menemeni yapamadım. Domatesler kafam kadar küp kesmişim, soğanla biberde az çiğ kalmış, suyunu da çektirmişim. Rezalete şahitlik ister. Hakim bile sorar.
- Kızım sanık sen doğma büyüme bir İstanbul’lu olarak bir menemen yapamadın mı? Diye sorar!
 Ne diyeceğim;
- Fransızını, Amerikalısını, İngilizini yaptımda Menemeni beceremedim
 mi diyeceğim. Aynen günün olayı ve son noktası. Benim menemene saygısızlığımla bitti. Siz siz olun, her zaman yaptığım şey diye, hiçb ir şeyi küçümseyerek yapmayın sonunda rezil olmak var.

Tepkiler:

3 yorum :

Beğendiğiniz Site Linklerini'de Paylaşabilirsiniz!!

 

E-posta Aboneliği

Mail Adresi

Email : info@ulkeshop.com

Yazarlarımız